Geçmişin Sırrı, Günümüzün Gölgesi: Başak Sayan’ın Nigâhdar Romanı Üzerine


Nigâhdar, benim Hallâc-ı Mansûr ile tanışmama vesile olan özel bir kitap oldu. Romanı elime almamın en büyük sebebi; geçmiş ile günümüzü birbirine bağlayan, tamamen kurgusal kalmayıp gerçeklerle harmanlanan ve tasavvufi derinliklere değinen bir konuya sahip olmasıydı.

Kitabı seçerken yazarı tanımıyordum; açıkçası kimin yazdığı ilk etapta benim için çok da önemli değildi. Ancak okumaya başladıktan sonra yazarın aynı zamanda bir oyuncu olduğunu öğrenmek, beklentimi biraz düşürmedi desem yalan olur. Yine de önyargımı kıran şey, anlatımın son derece akıcı olması ve daha önce hiç tanımadığım bir âlimin çarpıcı alıntılarını içermesiydi. Konuya dair başlangıç seviyesinde bir bilgi birikimine sahip olduğum için kitap beni fazlasıyla doyurdu. Tabii Hallâc-ı Mansûr hakkında önceden derin bir malumatım olsaydı, kurgudan yine bu kadar etkilenir miydim, emin değilim.

Roman, Hallâc-ı Mansûr’un asırlardır saklanan sırrını koruyan “Nigâhdar” unvanlı muhafız Haydar Doğaner’in şüpheli ölümü etrafında gelişen olayları konu alıyor. Nigâhdarlık öyle ağır ve hayati bir vazife ki, Haydar Doğaner tüm yaşamını bu uğurda yeniden şekillendirmek zorunda kalıyor; hatta dünyadaki tek yakını olan kızı Şirin’i evlatlık vermesi bile bu kutsal görevin bir bedeli. Babasından çok uzakta, New York’ta evlatlık olduğundan habersiz bir hayat süren Şirin için bu ölüm haberi, tüm hayatını saran yalanların yüzüne çarpması anlamına geliyor ve onu gerçeğin peşinde İstanbul’a sürüklüyor.

Hikâyenin diğer ucunda ise Tanrı’nın varlığı üzerine yaptığı çalışmalarla tanınan popüler akademisyen Algan Ataman yer alıyor. Polisin cinayeti çözmek için kendisinden yardım istemesiyle olayların tam ortasına düşen Algan; kaçırılıyor, yolları Şirin ile kesişiyor ve ikili birlikte Nigâhdar’ın koruduğu kadim sırların peşinden geri dönülmez bir yola giriyor.

Bu kitabı okuduğum dönem, bizzat Robert Koleji üzerine yazılar okuduğum ve emperyalist devletlerin çeşitli oyunlarla başka ülkelerin yönetiminde ve kültüründe nasıl derin etkiler bıraktığını deneyimlediğim bir zaman dilimine denk geldi. Dolayısıyla roman, zihnimde istemsizce kurduğum uluslararası komplo teorilerini besleyen ilginç bir kaynak oldu.

Hallâc-ı Mansûr’a ait sırrın peşine düşen güçlerin, Türkiye gündemine oturan İstanbul Üniversitesi olayları gibi pek çok toplumsal kargaşaya zemin hazırlaması, bir ülkenin güvenliğinin yalnızca cephedeki harple tehdit altına girmeyeceğini bir kez daha düşündürdü. Hatta kurgudaki bu arka plan; papaz krizinin perde arkasında neler yaşandığına dair merakımı yeniden canlandırdı.

Kurgusuyla beni hem tarihin dehlizlerine hem de günümüz siyasetinin görünmeyen yüzüne götüren bu okumanın ardından, sıradaki hedefim belli: Hallâc-ı Mansûr’un Tavâsîn adlı eserini okumak.

Yorum bırakın

Bu sizin yeni siteniz mi? Yönetici özelliklerini etkinleştirmek ve bu mesajı kapatmak için oturum açın
Giriş